17 Haziran 2012 Pazar

Şubeniz Batsın | Yolun Açık Olsun Aslan Yürekli Hocam

Geçen sene Cem Akdağ gittiğinde yine bir avuç insan bu duruma isyan etmişti. Çünkü Kara Gün Dostu Cem Akdağ bir kez daha yarı yolda bırakılmıştı, üstelik takımın düşmesine kesin gözüyle bakılan bir sezonda, takımın Playoff'u son haftada kaçırmasına rağmen... 

O zamanlar Erkek Basketbol Takımımız popüler değildi. Takımı gerçekten takip eden, şubede neler döndüğünü bilen 100-150 kişi vardı. Bu duruma tepki göstermeye çalışan kişi sayısı ise daha da azdı. Sonuç olarak yeni sezon için önceden anlaşılmasına rağmen, 10 gün sonra telefonla "Başkasıyla anlaştık" denilerek Cem Akdağ bir kez daha küstürülerek gönderiliyordu, geriye ise taraftarın sadece bu teşekkürü kalıyordu.

"Umarız bu son olur, ne de olsa Cem Akdağ Galatasaray'a küsemez. İleride gönlü alınarak şubede iyi bir pozisyona getirilir, geçmişin üstüne sünger çekilir" diyorduk. Cem Akdağ'ın başına gelenlerin aynısının Oktay Mahmuti'nin başına geleceğini hiçbirimiz düşünemezdik ama o zaman sesimizi çıkaramayışımızın cezasını sanırım şimdi çekiyoruz. Yönetim kanadında yıllardır Erman Kunter'i isteyen zihniyet sonunda amacına ulaştı.


Cem Akdağ'a yapılan haksızlık dışında Oktay Mahmuti ismi herkeste heyecan yaşatmıştı. Avrupa'da bile önemli bir saygınlığı olan, Efes'te yakaladığı başarıların üzerine Benetton gibi sınırlı bir takıma İtalya'da ve Eurocup'da iyi 2 sezon geçirtmiş ve Eurocup'da Yılın Koçu ödülünü kazanmıştı. Oktay Mahmuti'nin taraftarı arkasına alması aslında çok kolay olmadı. Öyle ki kaliteli bir takımımız yoktu, hiç iddialı değildik. Oktay Mahmuti'nin verdiği tek söz "Gelenek sahibi bir takım yaratmak" idi. İlk sene ondan beklentiler bu kısıtlı kadronun en azından iyi basketbol oynaması ve ligde yarı finali, Eurocup'da da grup aşamasını geçmesiydi.


İlk seneden herkesin beklentisinin üstünde bir basketbol, müthiş bir savunma takımı, İpekçi'de Banvit'e ilk yarıda 30 sayı fark atacak kadar etkili oynayan bir Galatasaray vardı. Takım-taraftar öylesine bütünleşmişti ki, taraftar bu takımın mücadelesinden öylesine memnundu ki, ezeli rakip Fenerbahçe'ye kaybedilen bir final serisinden sonra bile takım alkışlanıp soyunma odasına gönderilmiyordu. St.Petersburg maçıyla başlayan Eurocup'da ise bu kısıtlı kadro son 16'yı görüyordu. 21 yıl sonra gelen bu final ve yeni kurulan bu takımın beklenmedik başarısı doğal olarak ilgiyi takımın üstüne çekti, beklentileri ise çok arttırdı. Halbuki 3 senelik bir planın ilk senesi henüz yeni bitmişti ve Oktay Mahmuti'nin şampiyon olmaktan, kupa kazanmaktan çok daha öte bir hedefi vardı.






Geçen seneye başlarken yol haritamız belli değildi. Euroleague Ön Elemesi Litvanya'da Lietuvos Rytas'ın ev sahipliğinde yapılacaktı ve Euroleague'in gediklilerinden ve evinde kolay kaybetmeyen Rytas'ı elememiz gerekiyordu, eledik. Oktay Hoca'nın Rytas zaferinin ardından gelen şu sözlerinin önemini o zaman kavrayamamıştık, yönetimimizin "Başarısız olduk" dediği bir sezondan sonra bu sözleri şimdi daha iyi anlıyoruz.

Hiç bir yerde bir hedefle başlamadık. Hangi turnuva olursa olsun en iyisini yapmaya çalıştık. Hangi takımla oynarsak orada da galibiyet için oynayacağız. Maçı kaybetseydik Eurocup’ta işimiz daha rahat olacaktı. Bu sezon başarısız olacağız çünkü Avrupa Kupası kazanamayacağız. 
Yıllar sonra Cumhurbaşkanlığı Kupası ile müzemize basketbola dair bir kupa girdi. Euroleague'de yaşadıklarımızı ise tek tek anlatacak değilim. Kaybettiğimiz Barcelona maçından tutun, kazandığımız CSKA ve Olympiakos maçlarına kadar herkes her ayrıntısıyla hatırlar. Burada aslında yine taraftara aşılanan inançtan bahsetmek lazım. Barcelona maçındaki sopalı organizasyonunundan başlayın. CSKA maçında kaybedeceğimizi düşünüp çok daha romantik bir koreografi yapmak yerine, maçı kazanacağımıza inanıp çok iddialı bir koreografinin yapılmasından devam edin. Bu güveni bu taraftara Oktay Mahmuti aşıladı, nasıl "Son Topa Kadar" mottosunu ve rekabetçi kimliği bu takıma aşıladıysa...

Ana hedefimiz Galatasaray'ı gelenek ve kimlik sahibi bir takım haline getirmek, burada bir basketbol geleneği oluşturmak... Yarın bir gün Oktay Mahmuti buradan gittiğinde, kimse "O burada hiçbir şey yapmadı" diyemeyecek.
Euroleague maceramızın ardından tam 43 sezon sonra normal sezonu da lider bitirdik. Bu yolda en önemli adımlardan biri olan Banvit deplasmanında takımın en önemli parçalarından Shipp'i kaybettik. Yarı finalde ise sistemsizliği sistem haline getiren ve sonrasında da şampiyon olan Beşiktaş'a elendik. Bize ters gelen takıma karşı yarı finalde eşleşmek belki de bizim şanssızlığımızdı. Daha uzun bir final serisinde, rakibinin ilginç oyun/savunma planını son maç itibariyle çözmüş bir Galatasaray Beşiktaş'ı geçebilirdi ama olmadı. Bu bahanelere sığınmak zaten yersiz ama önde götürdüğümüz son maçta hakemlerin oyunun akışını nasıl değiştirdiğini hepimiz hatırlıyoruz.


Yarı finalde elenmemiz nedeniyle üzgündük belki ama bu düzeni koruyacağımıza, kadro bakımından eksikliklerimizi tamamlayacağımıza ve önümüzdeki sene hem ligde hem de bir şekilde yine katılacağımızı düşündüğümüz Euroleague'de daha başarılı olacağımıza inanıyorduk.


Taraftarı en çok yanıltan olay ise Galatasaray'ın CSKA gibi takımları yenmesi, Barcelona gibi takımlara kafa tutmasıydı ancak bütçemiz sadece 10 milyon euroydu. Bu bütçe Anadolu Efes'in yarısından az, Fenerbahçe Ülker'in yarısı, Banvit ve Beşiktaş'la ise çok yakındı ama yakalanılan bu başarı çıtayı çok fazla yükseltmişti, elde edilecek en ufak bir başarısızlık büyük hayal kırıklığına yol açacaktı. Önümüzdeki sene bir kademe daha artacak bütçemiz ile zayıf noktası, zayıf oyuncusu olmayan bir Galatasaray yaratmamız mümkündü. Öyle ki sezon devam ederken önümüzdeki sezonun planları yapılmış, bazı oyuncularla söz kesilmişti. Ama sezon içinde dillenmeye başlayan, gerçekleşmesini hiç istemediğimiz iddialar sonunda gerçekleşti ve yönetim kanadındaki bazı isimlerin yönetime büyük baskılarıyla Oktay Mahmuti ve Galatasaray'ın yolları ayrıldı.




Oktay Mahmuti'nin en önemli suçu, Galatasaray Erkek Basketbol Takımı'nı 5 senede gelmeyi kabul edeceği seviyeye 2 senede getirmesiydi. Oktay Mahmuti'nin bir diğer suçu, genç oyuncuların sürelerini kısıp günlük başarılar yakalamak yerine onlara önem verip Göksenin ve Furkan gibi çok genç 2 oyuncuyu maç ayırt etmeksizin ilk 5'ine koyması, yerli pazarında yetenekli Türk oyuncuları Galatasaray'a toplamasıydı. Oktay Mahmuti'nin başka bir suçu da, Galatasaray'da harika geçirdiği ilk sezonunun ardından 3 yıllık planını ve yönetime verdiği sözü bozmak istemeyip Real Madrid'i reddetmesiydi.


Durumun vahametini hala anlayamayanlara, Şubeniz Batsın diyebileceğim kadar kötü yönetilen bir şubemiz olduğu gerçeğiyle yüzleşmek istemeyenlere;


Galatasaray Basketbol Şubesi o kadar kötü yönetilir ki;  altyapısında forma giyen Fenerbahçeli oyuncu Galatasaray'a hakaret eder ve takımda kalır. Galatasaray Basketbol Şubesi o kadar kötü yönetilir ki; Yalçın Dümer gibi dünyanın en kötü anonsçusu sırf bazı isimlere yakınlığı sayesinde torpille o koltukta oturmaya devam eder. Galatasaray Basketbol Şubesi o kadar kötü yönetilir ki; 1 sene önce etik olmaz diyip ezeli rakibinden almak istemediği oyuncuyu 1 sene sonra tüm şartları zorlayıp almaya çalışır. Galatasaray Basketbol Şubesi o kadar kötü yönetilir ki; sadece bayan taraftarlara açık olan maçta salona gelen az sayıdaki taraftarını resmi sitedeki yanlış haberle yine mağdur eder.


Galatasaray Basketbol Şubesi o kadar kötü yönetilir ki; resmi sitesinden verdiği sözleşme yenileme haberini 2 hafta sonra bir bilgilendirme dahi yapmadan iptal eder.Galatasaray Basketbol Şubesi o kadar kötü yönetilir ki; Wild Card için yüz yüze görüşmesi halinde ciddi bir şansı varken bir ULEB'e  sadece bir mektup gönderir. Galatasaray Basketbol Şubesi o kadar kötü yönetilir ki; sırf mevcut koçunu taraftardan soğutup gönderebilmek için ısmarlama haber yaptırır. Galatasaray Basketbol Şubesi o kadar kötü yönetilir ki; "Şubenin başında kim var?" sorusuna verecek bir cevabımız yoktur, çünkü orada zaten kimse yoktur.