31 Ocak 2012 Salı

Jamon Gordon "Devam" Dedi | Olympiakos Zaferi

Sanırım bu maç sonu yazısına taraftar faktöründen başlamak lazım. Taraftar konusunda sınırları zorlamaya devam ediyoruz. Taraftar desteği konusunda bu sene Avrupa'nın zirvesine çıktık zaten. Daha iyisi olmaz diyemiyorum çünkü bu taraftarın yapabileceklerinin bir sınırı yok. Bunun üzerine maç öncesi yapılan video sunum inanılmazdı, Yalçın Dümer'in skandal anonsçu performansıyla gölgelenmese daha iyi olacaktı ama bu şovu hala izleyemeyenler Yalçın Dümer'siz halini aşağıdan izleyebilirler.



1. periyotta maç sürekli dengede gitti. 2 taraf da oyun olarak birbirine üstünlük kuramadı. Savunmamız gayet iyiydi ama Olympiakosluların faul çizgisine gitmesini önleyemediğimiz için 2. periyoda 15-15 eşitlikle girdik. 2. periyotta skor 26-24 iken iyi savunmamızı hücuma hızlı gelerek ödüllendirdik ve 12-0'lık seriyle skoru 38-24'e taşıdık, devreye de 42-28 önde girdik. Shumpert'ın sakatlandığı bu bölümde Cevher hem hücumda hem de savunmada istenilenin de ötesinde bir oyun oynadı, farkı yaratan faktör de kendisiydi.

2. periyottaki çok üstün oyunumuzdan sonra 2. devre averaj hesapları yapmaya başlamıştık ama her zaman söylediğimiz gibi burası Euroleague... 14 sayılık fark bir anda kapandı ve skor 44-39'a geldi. Burada aldığımız moladan sonra toparlandık ve 57-47 ile tekrar 10 sayılık farkı yakalayarak kötü başladığımız 3. periyodu iyi bitirdik. İnişlerin çıkışların bol olduğu bir maç izledik ve 4. periyotta 16-2'lik bir seri ile yine yakalandık. Bu noktada maçı en çok isteyen oyuncumuz Jamon Gordon devreye girdi, onun bire birlerden bulduğu sayıların üstüne Lakovic'in faul çizgisinde hata yapmaması ile maçı kazandık derken Sloukas'dan o üçlüğü yedik. Burada faul yapmama tercihi ise doğruydu, çünkü bu grupta 1 sayılık averajın bile önemi var. Uzatmada çok kötü hücum ettik diyebilirim. Allah korusun, Jamon Gordon'ın o çok zor atışlarından biri bile girmese maçı kaybedecektik ki o moral bozukluğuyla bundan doğal bir şey olamazdı. Ama tribün maçı bırakmadı, Jamon Gordon işimiz burada bitmedi ve Galatasaray Euroleague tarihinde Top 16 seviyesindeki ilk maçını kazandı.

Maçla ilgili altını çizmek istediğim önemli 1 nokta var. Ivkovic son çeyrek ve uzatmalarda uzun olarak Printezis-Hines ikilisini kullandı. Ayakları çabuk ve guardlara bire birde kolay geçilmeyen bu 2 oyuncu sayesinde ikili oyunlarımızı durdurdu. Her perdelemede switch yapan Olympiakos'a karşı tıkandık. Burada bire bir oynama becerisi en az olan takımlardan biri olduğumuz için ciddi sorun yaşadık, neyse ki Jamon Gordon çok özel bir günündeydi. Şimdi önümüzde bu switchleri maç boyu yapacak bir Cska Moskova var. Örneğin; bize nazaran Anadolu Efes bu tarz savunmalara karşı Vujacic gibi bire birden skor üretecek, ya da Barac gibi arkasında kısa oyuncuyu bulduğunda post up yapıp kolayca sayıya gidebilecek oyunculara daha fazla sahip. Bizde ise Lakovic'in fizik dezavantajı iyi oynayabileceği bire birleri etkisiz hale getiriyor. uzun oyuncularımız zaten sırtı dönük oyunda iyi değiller. Onun dışında Ender Arslan çok formsuz, elimizde sadece Jamon Gordon'ın iyi gününde olma ihtimali kalıyor. Cska Moskova maçları tabii ki hedef maçlar değil ama bu savunmayı bize uygulayabilecek her takıma karşı hücumda ciddi sıkıntı yaşarız, bu maç özelinde sıkıntı yaşadığımız ve aşmamız gereken durum bu olarak gözüküyor. Bu eksikliğimiz, her ne kadar ölçü olmayacak olsa da Cska Moskova maçında daha net gözükecek.

25 Ocak 2012 Çarşamba

Tamam mı? Devam mı? | Rakip Olympiakos

Başlıktan da anlaşılacağı gibi daha 2. maçımız olmasına rağmen Top 16 grubumuzda her şeyin şekilleneceği maça çıkıyoruz. Kazanırsak Efes mağlubiyetini unutacağız ve Efes'in de Cska'ya yenilmesiyle birlikte tekrar iddialı konuma geleceğiz. Burada 3 takımın (Galatasaray-Efes-Olympiakos) kendi evlerindeki maçları kazanma durumunda 2'şer galibiyet alma ihtimali olduğu ve 3'lü averaj hesapları döneceği için maçın sonucu da çok önemli. 5 sayı ile kazanmakla 10 sayı ile kazanmak arasındaki fark gruptaki kaderimizi belirleyebilir, bunun bilincinde olmalıyız. Kaybedersek ise gruptan çıkmamız mucizelere kalıyor ama sene başından beri hedefimiz Top 16'ydı ve bunu başardık, unutmayalım.


PG: Evangelos Mantzaris - Acie Law - Kostas Sloukas
SG: Vassilis Spanoulis - Martynas Gecevicius
SF: Kostas Papanikolaou - Michalis Pelekanos
PF: Pero Antic - Georgios Printezis
C:  Richard Dorsey - Kyle Hines - Andreas Glyniadakis

Olympiakos grup maçlarında zayıf kadrosuna rağmen kolay bir grupta olmasının da avantajıyla gruptan çıkmayı başarmıştı. Bunun temel nedeni hadlerini bilerek oynamaları ve Ivkovic'in bu kısıtlı kadroyu çok iyi kullanmasıydı. İstatistiklere baktığımızda; Olympiakos'un kısıtlı kadrosuna rağmen hücumda en verimli takımlardan biri olduğunu, pota altı atışlarını en sık kullanan 3. takım olduklarını ve en az top kaybı yapan 5. takım olduklarını görebiliyoruz. Şimdi Acie Law ve Richard Dorsey takviyeleriyle biraz daha kalbur üstü ve hücumda opsiyonlu bir takıma sahipler.

Guard rotasyonlarında Mantzaris ve Sloukas işin savunma yönünü üstlenirken, Sloukas ceza atışlarını da yüksek yüzdeyle sokan bir oyuncu. Burada Acie Law'ın hücumdaki verimliliği onlar için çok önemli olacak, zira o verimli olmadığında bu bölgeden skor katkısı almaları çok zor. 2 numarada Spanoulis takımın yıldızı, yedeği Gecevicius ise hücumda sorumluluk alabilen bir oyuncu. Bu maçlık avantajımız şu olabilir, Lakovic bu maç undersized kalmayacak çünkü eşleşeceği oyuncular da kendi fiziğinde oyuncular olacak. Yine 2 eski takım arkadaşı ve yakın arkadaş Jamon Gordon - Spanoulis eşleşmesini de merakla bekliyorum. Ama bu maç özelinde savunmada fizik zaafiyetini saklayabileceğimiz Lakovic'in daha fazla süre almasını bekleyebiliriz. Çünkü rakipte, parkede aynı anda baskı yapmamız gereken sadece 1 oyuncu (Spanoulis ya da Law) bulunacak, bu da Lakovic'in süresini ve verimliliğini arttırabilir. Bu anlattıklarım doğrultusunda Tutku'nun eksikliğini en az arayacağımız maç bu olabilir çünkü rakibin de çok derin ve yetenekli bir guard kadrosu bulunmuyor, burada ağır basıyoruz.

3 numara Olympiakos'un hücum katkısı beklemediği, savunma ve biraz da ribaund katkısı beklediği bölgesi... Burada normalin aksine Papanikolau'dan ekstra skor bulmalarını önlersek Shipp ile bir adım öndeyiz. Yine karşımızda hücumu zayıf ve miss matchupları değerlendiremeyecek 3 numaralar olduğu için, Jamon Gordon'ı zaman zaman 3 numarada kullanıp topa baskıyı arttırıp hücumda da daha yaratıcı bir kimliğe bürünmemiz de muhtemel...

Pota altı mücadelesi ise bu maçın kaderini belirleyecek nokta. Eğer burada Olympiakos uzunlarına yenilmezsek, diğer bölgelerde üstün olduğumuz için maçı kazanma ihtimalimiz bir hayli artacak. Pero Antic'i yakından tanıyoruz. Hücumda ve ribaundlarda etkili bir oyuncu... Songaila ile fizik olarak da tam olarak eşleşiyorlar, kim üstünlük sağlayacak merak ediyorum. Printezis ise undersized olmasına rağmen atletikliği ve enerjisi ile takıma faydalı olan ve kendisine hazırlanan pozisyonları bitirebilen bir oyuncu. Hücum gücü normalde kısıtlı, tabii kendisini James Gist savunmuyorsa... Burada Shumpert-Printezis eşleşmesinde avantaj sağlayacağımızı düşünüyorum. Bu arada "Yeni uzunumuz Savovic süre alır mı, süre alırsa nasıl bir katkı yapar? sorusunun cevabı da önem arzediyor. Tabii onu "4 olarak mı, yoksa 5 olarak mı kullanacağız?", bunu şuan sadece Oktay Mahmuti biliyor. 5 numara pozisyonunda ilk 5 başlattıkları Dorsey atletizm, ribaund, blok katkısı yapabilen bir uzun ama hücumda çok etkili değil. Bu maç asıl önlem almamız gereken uzun (?) ise Kyle Hines. 1.98 boyuna rağmen kanat uzunluğuyla ve atletizmiyle 5 numara pozisyonunda oynayan, savunmada Nenad Krstic'i tutabilecek kadar etkili, hücumda tam saha slalom yapıp bitirebilecek kadar yetenekli... Diğer takımlara nazaran özellikle savunmada çok sorun yaşayacağımızı sanmıyorum çünkü elimizde Luksa Andric gibi Kyle Hines kadar olmasa da ayakları çok çabuk bir uzun var. Ama hücumda ikili oyun savunmasını çok iyi yapabilen Kyle Hines'a karşı uzunlarımızdan nasıl katkı alabiliriz? Bu büyük bir soru işareti olarak önümüzde duruyor.

Maçla ilgili değinmemiz gereken en önemli noktalardan biri de şüphesiz Galatasaray taraftarı olacak. Şimdiye kadar Abdi İpekçi'de çok defa unutulmaz performanslar sergileyen Galatasaray taraftarı; en sevdiği yer olan Avrupa arenasında, oynamayı en sevdiği ülke olan Yunanistan takımı ile karşılaşacak. Bu maçtaki tribün performansının gelmiş geçmiş en iyiler listesine en tepeden gireceğine hiç şüphem yok.

Özetlemek gerekirse; kadro olarak zayıf olduğumuz yerlerde çok güçlü olmayan bir rakiple oynuyoruz ve hem kağıt üstünde ufak bir farkla ağır basıyoruz, hem de taraftar gücü, Türk-Yunan maçı atmosferi, Olympiakos'un zayıf deplasman karnesi gibi dış faktörler nedeniyle ağır basıyoruz. Bu ortamda bu çok önemli maçı kazanacağımızı düşünüyorum, bu maçta orada olamayacağım için ne kadar üzüldüğümü anlatacak kelimeleri ise bulamıyorum.

DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ !

24 Ocak 2012 Salı

Hiçbir Şey Bitmedi, Biz İstersek...

Anadolu Efes mağlubiyeti ile ilgili takıma kızgın olduğum noktalar çoğunlukta aslında... Ama maçı 1-2 çok kolay turnikeyi atamadığımız için kaybettiğimizi düşününce de sakatlıklara rağmen ortaya koyduğumuz oyun ve mücadeleye ise saygı duymak zorunda olduğumu anlıyorum. Kimseyi bilemem ama ben daha Euroleague'e kalmadan, ön elemeler oynanırken, "Top 16'ya kalırsak Euroleague'deki misyonumuzu bu sene için tamamlamış ve başarılı olmuş oluruz, daha ötesine gidersek çok ekstra ve büyük bir başarı olur" diyordum, bu sözümün de hala arkasındayım. Bu takım zaten başarılı oldu, yapması gerekeni yaptı ama potansiyeli ile yapabileceği çok daha fazla şey var diyerek maça giriyorum.


"Gordon - Göksenin - Shipp - Songaila - Furkan" ilk 5'i ile sahadaydık. En iyi yönü 3 kısasının da çok baskılı savunma yapabilmesi olan bu savunma takımı bizim son dönemlerde klasik ilk 5'imiz oldu diyebiliriz. Beklenildiği üzere müthiş taraftar desteğiyle birlikte maça hızlı başladık. Göksenin, son yıllarda kendisinden önce Galatasaray altyapısından çıkan elle tutulur tek oyuncu olan, Kerem Tunçeri'yi kilitledi. 6-0'lık seriden sonra Savanovic'e savunma hatasından dolayı verdiğimiz pozisyon bu seriyi bozdu, sonra zaten kabus bir periyot geçirdik. Skor 18-10 olduğunda Savanovic 4 bomboş üçlük ile 14 sayı bulmuştu. Bunların çoğunun bireysel savunma hataları ve transition savunmasında adam bulamama odaklı olduğunu da söylemek gerekiyor, sete set savunmada maç genelinde çok iyi bir savunma yaptığımızı söyleyebilirim. Bu dakikadan sonra TV Molası'nın da yardımıyla yine oyunda dengeyi kurduk ve skoru 21-17'ye getirdik. Maçın genelinde olduğu gibi bu maça has tüm emekleri 2 dakikada heba etme sorunuyla karşılaştık ve 2. periyot başladığında skorda 29-19 gerideydik.

2. periyoda yapmamız gerektiği gibi çok iyi bir savunmayla başladık. Çünkü Efes gibi bir takımdan 29 sayı yediğimiz sürece kazanma şansımız yok bizim. Nitekim bu doğrultuda son 3 çeyrekte toplam 39 sayı yedik. Hücumda Lakovic'in sorumluluk alması sonucunda farkı 3 sayıya indirmiştik ve her şey istediğimiz gibi gidiyordu ki yine tüm periyot emeğini 1-2 dakika içinde çöpe attık. Fast break sonu Cenk Akyol'un üçlüğü, ardından Oktay Mahmuti'nin mola istemesi ama verilmemesi, 1 pozisyon sonrası Cenk Akyol'un bu sefer 2 sayılık basketi ve ardından verilen mola sonucunda skor 40-30, fark ise yine 10 sayıydı. Karşılıklı basketler sonucunda devreye 45-34 ile giriliyordu ve çok iyi oynadığımız 2. periyotta fark 1 sayı daha açılmıştı.

Sene başından beri 3. periyot sorunumuz var gibi gözüküyordu. Bu maç ile birlikte bunu tam anlamıyla aştık. Çeyreğe mükemmel başladık, hatta Barcelona maçından sonra güçlü bir rakibe karşı oynadığımız en iyi periyottu diyebilirim ama maalesef bunu skora yine yansıtamadık. Jamon Lucas Gordon hem hücumda hem de savunmada inanılmaz işler yaptı ve farkı 2 sayıya kadar indirdik. Kaçırdığı smaca rağmen; üst üste çaldığı toplar, bitirdiği fast breakler ve yaptığı asistler... Şu ana kadar sezon içinde gördüğüm en değerli bireysel performanslardan biriydi gerçekten.  Bu periyotta Sasha Vujacic dışında hücumda opsiyon bulamayan Anadolu Efes, Vujacic'in birbirinden zor pozisyonlarda bulduğu basketler ile rahatladı, bu da bizim şanssızlığımızdı. Songaila'nın kaçırdığı bomboş turnike maçın kırılma anıydı ve muhteşem oyunumuzla önde bitirebileceğimiz periyotta bu dakikadan sonra momentumu kaybederek 10-0'lık seri yedik. Yine çeyreğin son 2 dakikasında kontrolden çıkıyorduk ki Jaka Lakovic faul çizgisine giderek bizi rahatlattı ve son periyoda da 60-52 geride girdik. Çeyrek skoru 18-15 bizim lehimize gözüküyor ama bu periyot biraz daha şanslı olsaydık, çeyreği muhtemelen 25-10 gibi bir skorla bitirebilirdik.

Son periyot Euroleague ve Avrupa Basketbolu'nun tanımı gibi geçti: "SAVUNMA". 2 takım da birbirinden iyi savunma yaptı bu periyotta. Hücumumuz kısıtlı ve bu anlarda biz daha çok zorlanıyoruz derdik hep, bu maçta da bunu gördük. Son 2 dakikaya kadar saha içi isabet bulamadık, bulduğumuz 4 sayı da serbest atışlardandı. Ribaund sorunumuz yine baş gösterdi, maçın en kritik pozisyonlarından birinde daha, Kinsey'in kaçırdığı turnikesinin ribaundunu alıp basket yapması ve farkı 8'e çıkarmasıyla teslim bayrağını çektik. Yine Efesli oyuncuların pota altında istop oynadığı son 1 dakikada süre hep aleyhimize işledi. Top bize geçtiğinde ise maçı kazanma umudumuzu kaybettirecek ve bize sadece averaj hesabı yaptıracak kadar süre kalmıştı. Maçı 68-62 kaybettik ama Top 8 umutlarımızı kaybetmedik. Abdi İpekçi'de Anadolu Efes'e karşı 6 sayı geriden başlayacağız sadece...

Bu maç özelinde genelde yapmayı sevmediğim bir şeyi yaparak oyuncuları tek tek değerlendirmek istiyorum.

Göksenin Köksal: İpekçi'deki maçta bizi yıkan isim olan Kerem Tunçeri'yi tam anlamıyla kilitledi, burada bize büyük bir avantaj sağladı. Şu an takımın olmazsa olmaz oyuncularından biri olmaya doğru hızla ilerliyor. Savunmasının yanında maçtaki 3 üçlüğümüzün 2'si kendisinden geldi. Bu maçlık bizim esktra faktörümüz oldu, sadece fast breaklerdeki tercihlerini gözden geçirmesi gerekiyor, böyle devam...


Jamon Gordon: All-Around tabirinin kitabını baştan yazdı. Saha içinde takımı ayağa kaldıran oyuncuydu. O kadar çok mücadele etti ki, nefes nefese kaldığında bile, kenara gelene kadar gösterdiği mücadele ayakta alkışlanır. Böyle bir oyuncuya sahip olduğumuz için çok şanslıyız, umarım uzun yıllar burada kalır.

Josh Shipp: İstatistiklere baktığımızda yine verimli olduğunu söyleyebiliriz ama bu maçta benim ondan beklentilerimi karşılayamadı. Her zaman görevini yapıyor zaten ve çok iyi bir takım oyuncusu ama oyununda eksik olan ufak şeyler var. Sete set hücumda takıma avantaj sağlayacak bir skor opsiyonu daha kazandığında o da Euroleague seviyesinde çok değerli bir oyuncu olacak.

Darius Songaila: Şu maçta uzun süre sonra beklediğimiz skor katkısını yaptı, maça da çok iyi girdi ama Savanovic'i 3-4 pozisyonda bulamaması, ardından 3. çeyrek kaçırdığı, küçük takım oyuncularının bile rahatlıkla atacağı turnikeyle maçı bize kaybettiren oyuncuydu. Umudum azalıyor, son şansları...

Furkan Aldemir: Pota altında iyi mücadele etti. 2 hücum ribaundu yaptı ama nedense bu pozisyonları bitirebilecek durumdayken bitiremedi. Her gün fizik olarak güçleniyor, umarım ilerleyen günlerde yine iyi katkı verecek. Maç içinde tribüne hayran bir şekilde kaçamak bakışlar atması, maç sonu ise tribüne bakarak gözlerinin dolması onun ne kadar yürekli ve bu formayı sahiplenen bir oyuncu olduğunu gösteriyor. Geleceğimiz...

Jaka Lakovic: Hücum setleri içinde verimli olamasa da tecrübenin ne demek olduğunu bu maçta bize gösterdi. En sıkıştığımız anlarda hep faul çizgisine gitti ve 8'de 8 isabet sağladı. Savunmada ise tuttuğu rakiplerini iyi kovaladı, fiziksel dezavantajını hissettirmedi. Her maç bu şekilde katkı sağlar umarım, bu maç için gereken katkıyı yaptı, şutları girdiğinde takımı daha da sırtlayacaktır. Maç sonunda da tribünün önünden bir süre ayrılmayıp bizlerden özür dileyen Lakovic, saha içinde kariyerinin en çok mücadele ettiği sezonunu geçiriyor ve ben başlarda transferine çok sıcak bakmadığım bu adamı sevmeye başlıyorum.

Ender Arslan: Sakatlıktan çıktı, doğal olarak kötüydü. Tutku'nun da olmamasıyla guard bölgesinde ve hücum organizasyonlarında sorun yaşamamıza neden oldu. Yalnız bu maçı hariç tutuyorum, "Sezon başında 25 dakika oynadığı maçlarda bile bize ne verdi, hangi maçta bizi taşıdı?" gibi soruların cevabını bulamıyorum. Bir şeyler yapması için tam zamanı, yoksa şu performansı ile bu kadroya lüks geliyor.

Preston Shumpert: Seri katilimiz bu sene oynadığımız bu tarz maçlarda pek verimli olamadığı maçlara bir yenisini ekledi. Onun verimsizliğinde kuşkusuz Tutku'nun yokluğunun da payı var ama dezavantajlarını düşündüğümüzde onun 0 sayı ile kapattığı bir maçı kazanmamız pek muhtemel gözükmüyor zaten. Bizde kredisi sonsuz, Olympiakos maçında iyi bir performans bekliyoruz.

Luksa Andric: İlk devre Barac karşısında hücumda biraz bocalasa da partneri Tutku'nun yokluğunda 62 sayımızın 14'üne imza attı. Savunmada yine temel taşlarımızdan biriydi, Barac karşısında da iyi durdu. Ribaund sorunumuz için pek suçu yok, o oyundayken tüm takım olarak ribaundlara konsantre olmamız gerekiyor.


Bu oyuncu değerlendirmelerinden sonra maçın genel özetine gelirsek; çok iyi savunma yaptığımız ve genel olarak üstün olduğumuz maçta 2'şer dakikalık periyot sonlarındaki kötü performanslarımızın ve kaçan bomboş fastbreaklerin kurbanı olduk diyebilirim. Böyle bir maçtan mağlubiyetle ayrılmak insanın hevesini ve biraz da umutlarını kırıyor ama hiçbir şey bitmiş değil. İçerideki Olympiakos ve Efes maçlarını kazandığımız sürece bu grupta her şey olabilir. Bu 2 maçı alırsak yanına bir Olympiakos deplasman galibiyeti ile %90 turlayacağımız bir senaryo bile mevcut. Bu yüzden Olympiakos maçına "Tamam mı? Devam mı?" gözüyle de bakabiliriz. Kazanırsak taraftarımız tekrar o heyecanı yaşayacak ve takıma olan umutlarını tazeleyecek, kaybedersek ise Euroleague'de bu sene zaten misyonumuzu tamamladığımızı hatırlayıp lige konsantre olacağız. Başlıkta da yazdığı gibi; eğer biz istersek, henüz hiçbir şey bitmedi...

18 Ocak 2012 Çarşamba

Top 16'daki İlk Maçımız | Rakibimiz Anadolu Efes

Kuralar çekildikten itibaren hevesle beklediğimiz maça sonunda kavuşuyoruz. Rakip Anadolu Efes, maç Sinan Erdem Spor Salonu'nda; kağıt üzerinde deplasman, bize göre kuşatma...


Sezon başında hepimizin bildiği gibi Anadolu Efes ile Abdi İpekçi'de oynamış ve 69-61 kaybetmiştik. Ama o maçla bu maçı kıyaslamak ya da o maç üzerinden belli çıkarımlar yapmak çok yanlış olur, zira dinamikler çok değişti, bambaşka bir maç izleyeceğiz. 2 takımdan da ayrılan, o maçta oynamayıp bu maçta oynayabilecek oyuncular var, her şeyden önce maçın "Euroleague görünümlü TBL karşılaşması" olması da bu maçı diğer maçlardan ayırıyor.

Biraz istatistik verelim. Anadolu Efes'e karşı son yıllarda şansımız özellikle deplasmanlarda pek tutmuyor. 5 sene önceden başlayalım. Murat Özyer'in takımıyla Anadolu Efes'e deplasmanda yenilmiştik, evimizde ise yenmiştik. Daha sonraki sene ise ligde de Playoff Yarı Final Serisi'nde de içeride dışarıda yenilerek 4 maçı da kaybetmiştik. 2 sene önce Cemal Nalga skandalı patladıktan hemen bir hafta sonra deplasmanda oynadığımız maçı kaybetmiştik ama o maçı saymamak lazım. Rövanşında ise Cem Akdağ ile İpekçi'de herkesi olduğu gibi Efes'i de yenmiştik. Geçen sene Sinan Erdem'de Oktay Mahmuti'nin 5. maçında maç boyu önde götürdüğümüz maçı son 3 dakikada kaybetmiştik, rövanşında ise İpekçi'de hatırladığımız o muhteşem 22-1'lik seri ile kazanmıştık. Bu sene başında ise İpekçi'de kaybettik. Toplarsak Efes ile son 5 senede ligde oynadığımız 11 maçın 3'ünü kazanıp 8'ini kaybetmişiz.

İşin tekniğine taktiğine Efes'in kadrosunu vererek girelim.

PG: Kerem Tunçeri - Vlado Ilievski - Doğuş Balbay - Oliver Lafayette(?)
SG: Tarence Kinsey - Sinan Güler
SF: Sasha Vujacic - Cenk Akyol
PF: Dusko Savanovic - Gökhan Şirin
C:  Stanko Barac - Estaban Batista - Ermal Kuqo

Guard rotasyonunda Kerem Tunçeri'yi yedekleme konusunda sıkıntı yaşayan Anadolu Efes, bugün kadrosuna Oliver Lafayette'yi dahil etti. Bu maçta oynayacak mı bilmiyorum, oynasa bile çok fazla süre almaz ama oynarsa Doğuş bu maçı tribünden izler muhtemelen. Kerem Tunçeri bu sene İpekçi'deki maçı Efes'e kazandıran oyuncuydu. Panik anlarında sakin kalabilmesi ve doğru tercihleri yapmasıyla öne çıkıyor ve Pick'n Roll sonrası şutları girdiğinde çok etkili olabiliyor. İpekçi'deki maçta Kerem Tunçeri ikili oyun sonrası şutlarını sokunca şutunu riske edememiştik, bu sefer de ikili oyunlardan potamızda kolay sayılar görmüştük. Bu maçın kilit faktörlerinden biri Kerem Tunçeri'nin ikili oyun savunması. Zaten Kerem 30 dakikaya yakın süre alacaktır, o yüzden diğer guardların oyuna pek fazla etkisi olmayacak.

2 numara pozisyonunda Tarence Kinsey sakatlıktan döndü ve sakatlığı süresince Efes'in vazgeçilmez oyuncularından biri olduğunu anlamamızı sağladı. Savunma yönünde zaten müthiş bir savunmacı ama bu sene hücumda da kilit roller üstleniyor ve çok yüzdeli oynuyor. 1'den 3'e kadar istenilen oyuncuyu tutabilmesi takımına büyük avantaj sağlıyor. Yedeği Sinan Güler'in de benzer özellikleri var, hücum tarafında ise biraz eksik. Tabii bunu söylerken ilk maçı unuttuğum sanılmasın, ilk maçta ekstra skor katkısıyla ve fast break sayılarıyla başımızı ağrıtmıştı ama bu maç buna da önlem almışızdır. Bu ikilinin etkili olduğu diğer konu ise tam saha presi çok iyi uygulayabilmeleri. Bu ikilinin enerjisi sayesinde maçın başından sonuna kadar yapabildikleri yalancı tam saha pres ile rakiplerinin hücum sürelerinden çalıyorlar, setlerini rahat oynamalarını engelliyorlar ve hücum verimliliklerini düşürüyorlar. Bu İpekçi'de bizim başımıza da geldi, 13-14 saniye kala başlayabildiğimiz setlerle zaten hücumda çok verimli bir takım oynamayan bizi kilitlemeyi ve 61 sayıda tutmayı başarmışlar, maçı da öyle kazanmışlardı. Bu presi bu sene en iyi şekilde kıran takım Real Madrid'di. Presten kurtulmaya değil de presi cezalandırmaya yönelik oynadılar ve 7-8 saniyede sayıyla biten birçok hücum gerçekleştirdiler. Hücumdaki verimsizliğimiz düşünülürse bu yola bizim de başvurmamız mantıklı olabilir, ama bu yolu seçmezsek bile bir şekilde bu presten kurtulmamız gerekiyor. Aslında bunun en basit yolu da iyi savunma yapıp savunma ribaundlarından sonra rakip sahaya hızlı geçmek, en iyi yaptığımız şeylerden biri de bu zaten...

Kısa forvet pozisyonunda bu maç özelinde Sasha Vujacic'den pek çekinmiyorum. Nedenine gelirsek Vujacic çok duygusal ve taraftarla var olan bir oyuncu, kendi sahalarında deplasmanı yaşayacakları bu maçta psikolojik olarak maça kendini veremeyecektir. Bunun gibi etkenlerden daha sonra da bahsedeceğim zaten. Vujacic'in yedeği ise yukarıdan torpilli Cenk Akyol, herkes tanıyordur zaten.

4 numara pozisyonu Efes'i tam olarak vurmamız gereken yer. Savanovic çok verimli bir oyuncu ama aynı zamanda bazı defoları da var. Kerem Gönlüm döndüğünde birbirlerini çok iyi tamamlayacaklarını söyleyebilirim ama şu an yedeğinin Gökhan Şirin olduğunu düşünürsek çok zayıf kalıyorlar. Burada yapmamız gerekenler maçın başından itibaren fırsat bulduğumuz her anda Songaila'nın post oyununa başvurmak, Shumpert oyundayken setleri onun üzerine çizmek, kısacası Savanovic'i mümkün olduğu kadar yıpratmak ve faul problemine sokmak olmalı. Normal şartlarda Savanovic 35 dakikadan az oynamayacaktır, biz bu süreyi 30'un altına indirmeyi başarırsak ve daha da önemlisi bu 30 dakikada da Savanovic'e üstünlük kurmayı başarırsak çok önemli bir avantaj yakalarız.

Pivot pozisyonunda İpekçi'de durdurmayı başaramadığımız Barac ile Batista bulunuyor. Sakatlıktan yeni çıkan Ermal Kuqo'nun ise süre alamayacağını düşünüyorum. İlk maçta temel stratejimizi Barac'a Vujacic'in adamından ikili sıkıştırma getirmek üzerine kurmuştuk ama Barac uzun kolları ve saha görüşü sayesinde bunu cezalandırınca çaresiz kalmıştık. İkili sıkıştırmadan vazgeçtiğimizde ise Barac birebirde hem Andric'e hem Furkan'a üstünlük kurmuştu. Muhtemelen antremanlarda yeni ikili sıkıştırmalar ve alternatif planlar düşünmüşüzdür çünkü maçın yine en önemli faktörlerinden biri Barac'ı durdurup durduramayacağımız olacak. Hücumda ise Barac'ın üzerinden mümkün olduğu kadar ikili oyun oynayarak onu yıpratmalıyız.

Efes'i bitirip kendi takımımıza gelirsek Tutku'nun oynamayacak olması bizim için çok kötü oldu. En ufak bir şans varsa bile kaptan oynamalı çünkü bu maç ona çok ihtiyacımız olacak. Tutku'nun oynamaması halinde ise çoğunlukla Ender-Lakovic-Gordon-Shipp-Shumpert-Songaila-Furkan-Andric 8'lisi ile oynarız, bu ikiliye Göksenin ve oynarsa Savovic destek vermeye çalışır.

Bizim hakkımızda asıl değinmek istediğim şey de maç sonunu nasıl oynayacağımızı artık belirlememiz gerekiyor. 3 hafta önceki maçta yine bu salonda 35 dakika boyunca Fenerbahçe Ülker'i sahadan sildik. Bunun sebebi de iyi savunma sonucu aldığımız ribaundlarla hücuma hızlı çıkmamız ve kolay sayılar bulmamız idi. Ama ne zaman 3 dakika kaldı ve fark 10'a çıktı, oyunu yavaşlatmamız gerektiğine karar verdik. Savunmamız yine iyiydi ama böyle olunca hücum yapamadık, savunmamız hala iyi olmasına rağmen son saniye şutları ve kötü tercihler hazırlıksız yakalanmamıza, bu da potamızda fast break ve kolay sayı görmemize neden oldu. Burada söylemek istediğim şu; biz hücumda tempo yapmayı seven bir takımız ve fark 20 sayı da olsa bundan vazgeçtiğimiz an tepetaklak olma potansiyelimiz var. Hele ki Euroleague arenasında... İşte bu yüzden mümkünse biz kendi oyunumuzu oynayalım, hücumda istediklerimizi yapalım ki savunmada hazırlıksız yakalanmayalım. Gerçi bu Oktay Hoca'nın anlayışına biraz ters ama son dakikalarda kontrol basketbolu oynayacaksak da bir planımızın olması gerekiyor. Çünkü savunmaların 2 seviye daha sertleştiği bu dakikalarda sayı bulma potansiyelimiz rakiplerimize, özellikle de Efes'e karşı daha az...


Biraz da oyuncuların üzerindeki psikolojik baskıdan bahsedeceğim. Bu maçta taraftarın önemi çok büyük ve maça her zamankinden daha fazla etki edeceğiz. Anadolu Efesli Türk oyuncular Sinan Erdem'in sarı kırmızıya boyanacağını zaten biliyorlar ama yabancı oyuncular gördükleri tablo karşısında hayal kırıklığına uğrayabilirler. Düşünün, Euroleague Top 16'da kendi evinizde maça çıkmışsınız. Salonun 4'te 3'ü kıpkırmızı, hücum ederken inanılmaz bir gürültü çıkıyor, şut kaçırınca ise oley sesleri yankılanıyor. Böyle bir ortamda özellikle duygularıyla oynayan oyuncuların kötü etkilenmesi çok doğaldır, bu doğrultuda da Vujacic ve Batista'nın iyi bir maç çıkaramayacağını tahmin ediyorum, umarım öyle de olur. Bizim oyuncularımız açısından da; kendilerini tamamen evlerinde hissetmeleri ve sayılara, mücadeleye aşırı reaksiyon verip taraftar avantajını iyi kullanmaları gerekiyor. Bu ortamda da Lakovic ve Shumpert gibi oyuncuların öne çıkmalarını bekleyebiliriz.

Son olarak da büyük maç kazanmaktan bahsedeceğim. Sene başındaki 3 Euroleague Ön Elemesi ve Cumhurbaşkanlığı Kupası maçından sonraki hedef maçlarımızın hepsini kaybettik. Bunun temel sebepleri, yukarıda bahsettiğim gibi genellikle maç sonunu iyi oynayamayışımız ve Euroleague ortamına yeni girmemizdi. Ama artık şu durumda bunların da bahane olmaması gerekiyor. Bu maça tam kadro çıksaydık kazanmaktan başka bir ihtimal düşünemeyecektik ama Tutku'nun sakatlığı biraz can sıktı. Yine de takımımızın karşısında yenebileceğimiz bir rakip ve takımımızın yanında onlara deplasmanda dahi Abdi İpekçi atmosferini yaratacak Galatasaray Taraftarı var.

Onlar yeter ki böyle mücadele etsinler, bu sefer gerisini biz hallederiz.

12 Ocak 2012 Perşembe

TOP 16'daki Rakiplerimiz

Başlığı atarken bile insanın içi bir acayip oluyor. Dile kolay tarihimizde ilk kez katıldığımız, 3-4 sene önce "Bir gün biz de burada oynayabilecek miyiz?" diye imrenerek izlediğimiz Euroleague organizasyonunda grup aşamalarını geçerek en iyi 16 takım arasına kalmayı başardık. Biz burada oynayıp galibiyet almamaya bile razıydık ama bu takım bize hayal edemeyeceğimiz o kadar çok şey yaşattı ki...

Galatasaray Basketbol Şubesi zorlu günlerden geçiyor. Zorlu derken de yanlış anlaşılmasın, buradan daha da güçlenerek çıkacağımızdan şüphem yok ama şubede son 2 senede çok öne çıkan ve yaptıklarıyla sadece Galatasaraylıların değil tüm basketbolseverlerin sempatisini kazan Hakan Üstünberk gibi bir ismin görevini bırakmasını atlatmak çok da kolay olmayabilir.

Bu sorunlar üzerine yaklaşık 2 ay öncesi yazdığım bir yazı vardı, onun da son rötuşlarını tamamlayarak yakında yayınlayacağım ama Top 16'daki ilk maçımıza 1 hafta kalmışken önce rakiplerimizi genel olarak değerlendirelim, grubumuzu yakından tanıyalım.

CSKA MOSKOVA

Cska Moskova deyince ilk söylememiz gereken şey, Euroleague'in en güçlü kadrosu ve şampiyonluğun en büyük adayı olduklarıdır. Yedeklerinden, hiç süre alamayan oyuncularından bile iddialı bir Euroleague takımı çıkarabilecek bir kadroları var. Kirilenko, Siskauskas, Krstic, Khryapa gibi Euroleague'in ağır abilerine, son 2-3 senede yaptığı çıkışıyla Euroleague'in en iyi guardlarından biri olan Teodosic'e, Shved gibi müthiş bir genç yeteneğe, Vorontsevich ve Kaun gibi her takımın kadrosunda görmek isteyeceği sağlam uzunlara sahipler.

Bu ortamda Cska Moskova'nın gevşemediği sürece grubu %95 lider bitireceğini ve maç kaybetmelerinin imkansıza yakın olduğunu söyleyebiliriz. Kirilenko'nun NBA'e dönmemesi onlar için müthiş bir avantaj oldu ve Final Four'a kadar zorlanmadan gidecekler.

Bizim açımızdan bakarsak; benzer ortamda oynadığımız Unics Kazan maçından yola çıkarak Cska Moskova deplasmanından galibiyetle dönmemizin imkansıza yakın olduğunu söyleyebilirim. Ama Abdi İpekçi'de taraftar gücüyle Barcelona'ya kök söktürmüş takımımızın Abdi İpekçi'de Cska Moskova'ya bu gruptaki en zor maçını yaşatacağını düşünüyorum. Hani arada acaba sürpriz bir galibiyet olur mu diye içimden geçmiyor değil ama karşımızdaki takım da Cska Moskova. Özellikle hücumda zaman zaman tıkanabilen takımımıza karşı Cska Moskova'nın inanılmaz savunması bana göre bizim sürpriz yapma ihtimalimizin önüne geçiyor. Barcelona gibi daha çok hücumuyla öne çıkan takımlara karşı Abdi İpekçi'de sürpriz yapma ihtimalimiz her daim var ama Cska Moskova gibi işler kızıştığında insan üstü savunma yapabilen bir takıma karşı pek şansımız olabileceğini düşünmüyorum. Yine de Galatasaray'ın olduğu yerde umut vardır diyerek Cska Moskova'nın bu gruptan 6'da 6 ile çıkacağı tahminini yapıyorum.

ANADOLU EFES

Cska Moskova'nın grubu 1. bitireceğini düşünürsek Top 8'e kalmak için 2. lik mücadelesi vereceğimiz takım Anadolu Efes olacak. Anadolu Efes'i hepimiz yakından tanıyoruz, o yüzden fazla bir şey söylemeye gerek yok ama başka bir konuya vurgu yapacağım.

Basketbolda atılım yaptığımız şu dönemde önümüzdeki sene Euroleague'e direk katılım lisansını alabilmemiz çok önemli bir eşik olacak. Son senelerde yaptığı yatırımlara rağmen başarıya ulaşamayan, taraftar potansiyeli çok düşük olan Anadolu Efes yerine bizim o lisansı almamız muhtemel gözüküyor. Ama bunun için de, bu sene Efes'i ligde geçmemiz gerekirken şimdi bu grupta da geçmeliyiz. Bu sene Euroleague'in en fazla para harcayan takımlarından biri olan Anadolu Efes son kurşununu attı belki ve bu sene de ciddi bir başarı gelmezse önümüzdeki sene yeniden yapılanma sürecine girebilirler.

Anadolu Efes ile oynayacağımız maçlar çok kritik. Bu 2 maçtan 2 galibiyet çıkaran takım Olympiakos'un eski gücünde olmadığını düşünürsek Cska Moskova ile gruptan çıkacaktır. 1'er galibiyet durumunda ise ibre biraz da olsa Efes'ten yana, çünkü deplasmanlarda maç kazanma alışkanlığımız henüz yok ve Olympiakos deplasmanından galibiyetle ayrılma şansımız Anadolu Efes'e nazaran daha düşük. O yüzden bizim için ilk maç çok önem arz ediyor. Haftaya perşembe oynanacak maçta Sinan Erdem'den galibiyetle ayrılırsak, daha sonra İpekçi'de Efes ve Olympiakos'u yenmemiz, yani toplamda 3 galibiyet grup 2. liği için bize yetecek.

Efes şuan kadrosunda sorunlar yaşıyor. Ilievski'den verim alamıyorlar, takımdaki tek 4 numara Savanovic ve onun yedeği de Gökhan Şirin. Kısa rotasyonunda Cenk ve Sinan gibi oyunlarının bazı alanlarında ciddi zaafiyetleri bulunan 2 Türk oyuncuya çok süre vermek zorundalar, takımlarının en kilit 2 isimleri ise Kerem Tunçeri ve Tarence Kinsey. Sene başında kaybettiğimiz Efes bundan daha formdaydı ve Ersan'ın varlığı onlara çok şey katıyordu. Tek 4 numarayla Top 8'e kalabilecekler mi göreceğiz, bu sıkıntı onlara Olympiakos maçlarında hiç ummadıkları mağlubiyetler de aldırabilir ama onlar da bizle oynayacakları 2 maçı kazanmaları halinde Top 8'de olacaklarını biliyorlar. Efes her ne kadar 3. torbanın en iyi takımı olsa da bu maç Euroleague havasında değil Türkiye Ligi maçı havasında geçeceği için ve Sinan Erdem'deki maçta Galatasaraylı taraftarlar müthiş destek vereceği için bu şimdilik avantajımız gibi gözüküyor.

En başta belirttiğim gibi bu eşleşme sadece Top 8'e kalma değil, geleceği şekillendirme eşleşmesi... Biz burada Efes'i geçemeyip Top 8'e kalamazsak çok şey kaybetmeyiz ama Efes'i geçip Top 8'e kalırsak kazanacağımız o kadar çok şey var ki...

OLYMPIAKOS

Son yıllarda yaptığı yatırımlarla Euroleague'in hep iddialı takımlarından biri olan ancak bir türlü istenilen başarıya ulaşamayan Olympiakos bu sene başında ekonomik kriz nedeniyle küçülmeye gitmişti. Alıştığımız Olympiakos takımlarının aksine genç, yetenekli ama tecrübesiz oyuncuların ağırlıkta olduğu mütevazi bir kadroyla yollarına devam etmeye çalışıyorlar.

Takımın hemen hemen her şeyi takımda kalan tek yıldız olan Vassilis Spanoulis. Bunun yanında undersized ama dünyanın en ilginç pota altı oyuncularından olan Kyle Hines, Eurobasket 2011'in yıldızlarından Makedon uzun Pero Antic ve Yunan 4 numara Printezis öne çıkan oyuncular. Tecrübeli uzun Papadopoulos ise istikrarsız bir görüntü çiziyor.

Olympiakos'un bu grupta deplasmanda maç kazanamayacağını düşünsem de her şeye rağmen özellikle kendi evlerinde oynayacakları maçlar grubun kaderini belirleyecek. Kurt koç yılların tecrübesi Dusan Ivkovic illaki bir şeyler düşünmüştür, bizi ya da Efes'i yaralayacaklar, bu takım umarım biz olmayız. Efes ile oynayacağımız maçlarda 1'er galibiyet ve mağlubiyet almamız durumunda her şey Olympiakos'u yenmeye bağlı ve bu yüzden Olympiakos deplasmanı grubun en kritik maçlarından biri durumunda.

Olympiakos'un bu grupta en fazla 2 galibiyet, benim tahminim 1 galibiyet alıp grup sonuncusu olacaklarını düşünüyorum. Yine de Olympiakos'un ismi ve adından gelen tecrübesi bile sürpriz yapma ihtimalleri olduğunu gösteriyor. Deplasmanda alacakları 1 galibiyet tüm dengeleri değiştirip onlara Top 8 kapısını da açabilir, bu yüzden 2. hafta Abdi İpekçi'de oynayacağımız maçta en iyi oyunumuzu oynamamız gerekiyor. Kaldı ki Spanoulis gününde olduğunda tek başına maç kazandıracak bir isim, bunu da unutmayalım.

Kısacası Top 8 yapma şansımızın hiç de az olmadığı bu grupta, 2 Efes galibiyetiyle grubu 2. bitirebileceğimiz gibi kendi performansımıza bağlı olarak grubu son sırada da bitirebileceğimiz bir gruptayız. Burada bize düşen Abdi İpekçi'de takıma her zamanki desteği vermek ve buna ek olarak haftaya perşembe oynayacağımız maçta Sinan Erdem'e akın edip takımımıza bu grupta 4 maçı içerde oynayacağımızı göstermek olacak.

Son olarak fikstürümüzü de verelim.

19 Ocak Perşembe Saat 20.30 - Anadolu Efes (Sinan Erdem)
26 Ocak Perşembe Saat 20.00 - Olympiakos (Abdi İpekçi)
2 Şubat Perşembe Saat 20.15 - Cska Moskova (D)
9 Şubat Perşembe Saat 20.00 - Cska Moskova (Abdi İpekçi)
22 Şubat Çarşamba Saat 20.30 - Anadolu Efes (Abdi İpekçi)
28 / 29 Şubat Saat ? - Olympiakos (D)

Fikstürümüzü kısaca yorumlamam gerekirse, bu fikstürü avantaja da dezavantaja da çevirecek olan biziz. İlk 2 maçtan galibiyetle ayrılırsak Top 8 yolunda büyük avantaj yakalarız, ilk 2 maçtan mağlubiyetle ayrılırsak Top 8 hayalleri büyük ölçüde suya düşer. 2'de 1 durumunda ise sonraki maçlara göre durum değişebilir. Son maçı keşke Cska Moskova ile Abdi İpekçi'de oynasaydık, grubu lider bitirmeyi garantileyen Cska Moskova as oyuncularını dinlendirebilir ve biz de bir sürpriz yapabilirdik. Maalesef Cska Moskova son maçta Anadolu Efes ile Sinan Erdem'de oynayacak. Eğer Anadolu Efes ile yaptığımız 2 maçtan 1 galibiyet alırsak, Efes'in rahatlamış Cska'dan son maçta alacağı 1 galibiyet her şeyi değiştirebilir ve Top 8'e kalacak iken bir anda kendimizi dışarıda bulabiliriz. Ama Efes'i 2 maçta da yenersek ikili averajdan dolayı Efes Cska'yı yense bile onların üstünde bitiriyoruz. Ya da Olympiakos'u deplasmanda yenmek bizim açımızdan diğer bir alternatif olabilir.

Son olarak söylemek istediğim şey de şu. Ne olursa olsun nereden nereye geldiğimizi unutmayalım ve Euroleague'de Top 16 oynamanın keyfini çıkaralım. Bu sene gelecek güzel senelerin habercisi olacak ve en nihayetinde;

BEKLER BİZİ KUPALAR...